Yine İtalya’da başımdan geçen bir olayı anlatıcam. Şimdi biz proje sırasında bir manastırda kaldık; sabah, öğle ve akşam yemeklerini de yine bu manastırda yiyorduk… Yemeklerimiz manastırdaki mutfakta pişiyordu ve papaz Don Salvino efendi :)–ki kendisi benden nefret ediyordu :)- bize garsonluk yapıyordu :))) Zaten bu konu da bizim Türk gurubu arasında baya bi dalga konusu olmuştu. Özellikle Gülni bunu çok komik buluyordu: düşünsenize cami’de kalıyorsunuz, caminin mutfağı var :D Hatta hoca efendi de yemekleri önünüze getiriyor, hatta her yemekten sonra beğendiniz mi çocuklar falan diyor… Cidden bize çok uzak şeyler bunlar. Ama orda normaldi… Nedendir bilinmez bizim projedeki Araplar ve Slovenler vatandaşlarından :) pek ayrılmıordu
yemek sırasında, dolayısıyla yemek odasındaki 3 masanın birinde Slovenler, birinde Araplar ve diğer masada ve öteki her masada da kimi Türkler ve İtalyanlar oturuyorduk. Zaten bu yüzden de en çok İtalyanlarla kaynaştık :))) –özellikle ben- İşte yine bi öğle yemeğindeyiz, ama bazılarımızın tiyatro çalışmalarını yaptığımız kilisede çalışmaya devam etmesinden dolayı –zaten bu da bi ilginçti, manastırda kaldık, kilisede tiyatro oynadık…- masada ilk kez hem Türk, hem İtalyan, hem Sloven hem de Arap vardı… Konuşuyoz işte havadan sudan. Sloven arkadaş Tab
ita anlatıyo işte dedi, Hırvatlar bizim dilimizi anlamıyor ama biz onları anlarız dedi, ben de şaşırdım nası ya falan işte anlattı falan… Neden sonra döndü bu bana bi yandan da yanımdaki Nisal’a bakıyo o da Arap oluyor… Dedi siz birbirinizi konuşurken anlıyor musunuz? Nası ya dedim, bi şaşırdım… Tabi onun da bi suçu yok: Türklerle Arapları bir tutan bi kültürde yetişmiş ne de olsa… Biraz anlattım işte dedim, evet bazı kelimelerimiz ortak, ama dillerimiz ve kültürlerimiz farklı bizim dedim… Dedim sizin Ruslarla, Sırplarla ya da ne
bileyim Bulgarlarla aynı Slav ırkından olduğunuz gibi değiliz biz Araplarla ve İranlılarla dedim, sadece din kardeşiyiz :)))) Hııı, tabi falan dedi, ama ne kadar anladı, bilmiyorum… Ama sanırım biz Türkler olarak üzerimize yapışan bu Araplığı uzun yıllar batı halklarının kafasından atamayız gibime geliyor…
24 Ekim 2006
Biz Arap Değiliz!
yazan
berkhan
zaman:
16:38
1 yorum yaptilar
22 Ekim 2006
Domuzzz
İtalya'ya gitmeden önce annemin yaptığı "aman olum dikkat et" listesinin en başlarındaydı domuz yememeye dikkat etmek... Bu listede neler yoktu ki... parana dikkat et, fotoğraf makineni kimseye verme, donuna, çorabına dikkat et :)) elbiselerine dikkat et, parana yine dikkat et, aman olum domuz yeme!!!
Ama ben ilk domuz etini henüz italya topraklarına basmadan, macaristan topraklarının üstünde uçarken yedim :D
istanbul-budapeşte-roma aktarmasıyla italya'ya gitmiştim. Aptal macarlar biz istanbul'dan budapeşte'ye giderken verdikleri yemeğin üzerine "no pig" falan yazmışlardı ve takdir etmiştim, nereden bilirdim ki bunlar bizim budapeşte'den de roma'ya devam edeceğimizi unutsunlar.... Budapeşte'den roma'ya giderken uçakta bu macarlar böle beyaz bi sosis getirdiler. Ben de bilmeden biras yedim, ama bi koku, bi koku inanılır gibi değil... Sonradan amaaan dedim, bu sakın domuz olmasın, yanımdaki adama döndüm, "sorry, what kind of meat is this??". Amca bi şaşırdı ve sakin bi şekilde "a kind of pork" dedi nasıl bilmezsin diye yüzüme bakarak... Tabi geri kalanı yemedim...
Bu daha ilkti, henüz başındaydık:)))
İtalya'da biz türk gurubu olarak her yemekten önce italyanlara soruyoduk, bu yemekte ne eti var diye sürekli... Ama onlar inatla domuzlu yemekler yapmaya devam ediolardı, sooradan örendik ki domuz en ucuz etmiş de ondan bu kadar çok yiyormuş domuzu bu yabancılar.. Artık sonralara dooru italyanlar "bak bu kola, domuz eti yok bunda, içebilirsiniz" diye dalga geçmeye de başlamışlardı :)))
Ama aslında haksız da sayılmazlardı, adamlara bildiin anlatamıyordum.. Çünkü su içi içki içen bizler, nedense domuz eti yemiyorduk... Adamlar haklı olarak soruyolardı bu ne perhz, bu ne turşu :)) diye... Ben de orda farkettim, cidden bu işte bi gariplik vardı. Bunu benim gibi farkeden bazı arkadaşlar ve neredeyse tüm araplar bizim projedeki domuz yemeye başlamışlardı :)))
Ben yine de son ana kadar direndim diyebilirim, ama roma'daki son dört günün birinde bilerek ve isteyerek domuz yediğimi itiraf etmeliyim :))) Şöyle ki panzerotto diye çok güzel bi italyan pişisi :)) vardı, bari'deyken yemeye alıştığımız, ucuz ve doyurucu:))) Domete
s ve mozerallalı... Biz bunu roma'da da aynı malzemelerle yapıolar sanmıştık safça... Ancak roma'da bu güzide yemeğe domuz da koyuyolarmış ne bilecez... Aldık birer tane bizim umutla... Bi ısırdık, anaaa pembe pembe domuzlar sırıtıyo bize... E o kadar para vermişiz, yiyelim bari dedik ve yedik afiyetlen :))))
İşte italya seferimin domuz açısından gidişatı böyleydi...
yazan
berkhan
zaman:
22:30
1 yorum yaptilar
7 Eylül 2006
kaandır(ama)dım... :)
:D eski şarkılardan kopabileniniz var mı?? ben vazgeçemiyorum. müzik listem full eski şarkılarla dolu.. az önce kenan doğulu'nun ilk kasetlerinin birinin hitlerinden kandırdım denk geldi... bu şarkıyı ilk çıktığı zaman da çok sevmiştim.. baş kısmındaki müziksiz giriş beni yıllar sonra dinlediğimde yine etkiledi.. o dönem ilkokuldaydım ben. bilirsiniz 23 nisan baloları falan vardı o dönem. en azından bizim oralarda vardı. günler öncesinden hangi kızla baloya gidecen ayarlamaya çalışırdın. offf ne günlerdi :)) ben bi kıza bi kaç kere teklif etmiştim, hep reddetmişti kibarca, ve sonunda yakın arkadaşlarımdan biriyle gelmişti baloya... o dönem hep bu şarkıyı dinlerdim.. ah bi kandıramadım falan diye.. ilk dinlediğimde hemen o yılları hatırladım, duygulandım falan :))) şu an üçüncü kez dinliyorum, belki dördüncüyü de dinlerim.... kim bilir.. (bu arada bu kim bilir lafı da ingilizcedeki who knows'un birebir çevirisi, bizim film çevirmenleri ne de güzel uydurmuş:)))
yazan
berkhan
zaman:
19:23
2
yorum yaptilar
24 Temmuz 2006
eurovision 2003 sertab
gurur gecesi ve sertab...
slovenia voting 2003
son oy.. slovenya... belçika birkaç puan önde, heyecan dorukta... spiker oyunu belçika'dan yana kullanıyor ama son ana kadar geride olan türkiye hakkıyla kazanıyor ve tarihindeki ilk birinciliği alıyor...
yazan
berkhan
zaman:
16:38
3
yorum yaptilar
23 Temmuz 2006
ne arasan var
cuma akşamı peren'le son mikrop labımız için kastık... akşam 8 gibi başladığımız labımız sabah 4 gibi bitti... daha sonra acıkan bizler :)))) yürüyerek -o saatte ne cesaret- merkez-mss-doğu arasındaki o ıssız yoldan geçerek doğudaki köfteci esata gittik.. lakin; köfteci esat yoktu ve biz hala açtık, sabah da mozart açılmıycaktı -ne saçma!-. n'apalım, n'apalım derken yürüyerek shell'e kadar gittik, ordan bissürü bisküvi, topkek falan aldık ve taksiyle bcc'ye döndük.. biz geldiğimizde saat çoktan yediyi geçmişti.. ve yarım saatlik uykularla laba girdik... bir laba kasma seansı da bööle bitmişti, ama unutulmaz bi gece olmuştu:))))
yazan
berkhan
zaman:
19:37
3
yorum yaptilar
alohaairlines disaster

tarih boyunaca ne kadar çok facia olmuş yaaww... yukardaki fotoğraf onlardan birine ait.. 1988'de, hawai ile honolulu arasında sefer yapan aloha havayollarına ait uçağın gövdesinin kokpitten kanada kadar olan bölümünde üst kısmı yırtılıp parçalanmış, bir uçuş görevlisi uçaktan dışarı uçmuş ve 65 yolcu yaralanmış. az daha neredeyse tamamen parçalanacak olan uçak mucizevi bir şekilde yere inmeyi başarmış. fotoğraf sanırım trajediyi anlatmaya yetiyoo...
yazan
berkhan
zaman:
19:23
1 yorum yaptilar
19 Temmuz 2006
13 Temmuz 2006
şanslı çocuklar
Bir önceki yazıyı yazdıktan sonra anladım. Bizim ne kadar şanslı çocuklar olduğumuzu - en azından çizgi filmler açısından.. Haftasonları erkenden kalkardım, 6,5 - 7 gibi. Annemler daha yatıyo olurdu. Hemen salona geçer, televizyonu açardım, ama ses çok kısık olarak.. Annem defalarca uyardıktan sonra bunu bana öğretmişti: "Berkhan, erken kalkıyosun, televizyonun sesini çok açma; izin ver uyuyum.." Bu yüzden kapıları falan sessizce açar, parmak ucuyla yürür; sessizce çizgi filmlerimi izlerdim. Annem 9 gibi kalkardı. "Aferin, hiç ses çıkarmadın" der, beni öper; sonra da "Bugün kahvaltıda ne istiyosun" diye sorardı. Bizde haftasonları kahvaltıları saatlerce sürerdi, o yüzden çok önem verirdik. Bazen de babam o an canı ne istiyosa, bi gün önceden anneme söylerdi.. Zaten babamla zevklerimiz eşdeğer olduğu için benim için farketmezdi.. Kahvaltı masasına oturduğumuzda ya benim çizgi filmlerime devam ederdik, bu sefer ailecek; ya da güzel, benim de seveceğim bi türk filmi izlerdik... Şimdi ise haftaiçi tvlerde 8den itibaren kadın programları başlıyoo, haftasonu ise müzik programları.. Merak ediyorum şimdiki çocuklar ne ara çizgi film izleyebiliyoo, hayal güçleri nasıl gelişecek... Hadi, mali durumu iyi olanların çizgi film kanallarını izleme olanakları var, ya da cd leri falan; ama bu imkanı olmayanlar için çok yazık...
yazan
berkhan
zaman:
16:46
4
yorum yaptilar
11 Temmuz 2006
ne güzeldiler yaaww
- hayalet avcıları
- kaptan mağara adamı
- müfettiş gadget
- ninja kaplumbağalar
- red-kit
- şirinler
- taş devri
- g.i. joe
- transformers
- varyemez amca
- thundercats
- laffa olympics
- brave starr
- denverr
- alff
- beverly hills teens
ve de süper baba -ki kendisi hayatım boyunca izlediğim en süper dizidir. ahhhh.... diziyi izledikten sonra okulda arkadaşlarla (dörtte, beşte falan) konuşur, tartışırdıkk hep diziyi, özellikle burcu'ylaa... özledim onu da yaaww, ilkokul diyince.... (çapa tıp'a selamlar burdaaan...)
yazan
berkhan
zaman:
22:56
6
yorum yaptilar
10 Temmuz 2006
kışgüneşi
tarkan'ın en sevdiğim, hiç bıkmadığım ve bıkacağımı sanmadığım süper şarkısı... dün bu şarkının sözlerini yıldız tilbe'nin yazdığını öğrendim ve şaştım kaldım.. birden gözümdeki deeri dağları aştı.. ya bu şarkı nası güzel bi şarkıdır yaaww... her mükemmel şarkıda olduğu gibi bu şarkı da hem çok hüzünlü, ağlamaklı, ölmekliyken; hem de sevinçten coşmuşken dinlenebilir.. ikisinde de sizi bi başka çarpar.. ne zaman efkarlanıp, şööle bi playlist yapıım, dinlediimde beni benden alsın, intaara sürüklesin dediğimde en başta kışgüneşi'ni koyarım.. bıkmam, bıkamam.. her defasında tarkan'a ağzına sağlık koçum demekten kendimi alamam... iyi ki zamanında söylenmişş bu nefis şarkı... yanda kapağı olan aacayipsin albümünün en bomba şarkısıdır...
yazan
berkhan
zaman:
16:57
3
yorum yaptilar
2 Temmuz 2006
ırak'ta günlük olağan(!) ölümler
ırak güne saldırılarla başladı...
ırak'ta facia, pazar yerine giren bomba yüklü kamyon...
ırak'ta düğün evine atılan bombalar...
ntvmsnbc'yi ne zaman açsam bu ve benzeri ırak haberleriyle karşılaşıyorum. Irak'ta her gün onlarca, bazen yüzlerce insan ölüyor ve bu olaya herkes; hem bizler hem de dünyanın geri kalanı o kadar duyarsız ki... Artık umursamıyoruz oradaki zavallı, geleceğinden ümitsiz insanları.. Terörizme karşı ortak savaş, bu mu olmalı?
yazan
berkhan
zaman:
16:15
1 yorum yaptilar
fransa brezilya'yı elerken
böyle bi maçı kaçıramazdım. tv odasına indik, maçtan hemen önce; sadece maç günleri insan bulabilceğiniz bu atıl odada nispeten çok kişi vardı. bizim kattan gelenler olarak en arkaya geçtik. o an ordaki herkes fransayı tutuyodu. belki de brazilya dışında kimse brezilyayı desteklemiyordu. nedense favorinin kaybetmesi, umulanın değil ama olacağından emin olunan şeyin olmaması bizleri mutlu ediyor. en azından benim için böyle. ve sanırım bu yüzden hayatım boyunca hiçbir zaman isviçre gibi bi yerde yaşamayacağım, sürprizleri severim ve monotonluk bana göre değil. lisedeyken, okula yürüyerek gidip gelirdim ve hiçbir zaman üst üste aynı yolu kullanmazdım.....
yazan
berkhan
zaman:
09:29
1 yorum yaptilar
28 Haziran 2006
@ italya büyükelçiliği
bilenler bilir uzun süredir belgelerimi toparlamaya çalışıyodum... sigortaymış, davet yazısıymış, pasaportmuş, hesap ekstresiymiş, uçak bileti rezervasyonuymuş derken; dün öğrenci belgemi de almamla italyanların schengen vizesi vermek için biz türklerden istedikleri tüm belgeleri toparladım... dün sabah da nasıl olcakmış diye italyan büyükelçiliğine bi sefer yapmıştım; öğrendim ki sabah 8de 25 kişiye sıra veriolarmış.. Bu sabah saat 6 da kalktım ve taksiyle (o saatte dolmuş yoktu ve servis de 7,5 ta) italyan büyükelçiliğine gittim.. büssürü amcalar, teyzeler bekleşiolardı önünde. 6.20 gibi ordaydım ve ancak 10. sırayı alabildim..
nesee sıra bana geldiğinde içeri girdim, belgeleri verdim; allahtan sorun çıkmadı, kabul ettiler; işte yarın hang saatte vizeyi alcaamı sölerdiler.. ben de tam çıkodum, dedim boşuna mı italyanca1 i aldım; işte şurda bi konuşuveriyim dedim... çıkarken önce grazie (teşekkürler) dedim, amcaların yüz ifadesine baktım, umursamadılar... en son da kapıdan çıkmadan arrivederla (hoşçakalınız) dedim, amcalara bi daha baktım; yine tınmadılar... kendimi çok salak hissettim, soora da italyanlara ve italyancaya içimden saydırarak tunus durağına dooru süzüldüm... bi daa da italyanca konuşursam.....
yazan
berkhan
zaman:
18:35
1 yorum yaptilar
26 Haziran 2006
dikkat erik ağacı...
Bugün aptal İtalya elçiliğinden vize alabilmek için gerekli evraklardan bir diğeri için, yapı krediye gittim; hesabımdaki son 3 aydaki değişim ekstresini aldım.. Neyse, dönüşte bi tabela gördüm uzun bi şey… ben biraz miyop olduğum için (-5.5 sadece) baş kısmını okuyabildim… “dikkat erik ağacı…” tabi bu tip dikkatle başlayan tabelaları bilirsiniz, “dikkat boyalıdır oturmayın!”, “dikkat dana çıkabilir!”, “dikkat askeri araç…” falan filan. Ama ilk kez erik ağacıyla ilgili bi yazı görmenin verdiği şaşkınlık haliyle, beynim hemen bu bilgiyi eski bilinenlerle karşılaştırdı ve tabelayı “dikkat erik ağacı çıkabilir!” olarak tamamladı. Puhahaha…. Tabe biraz güldüm, yuh bea şakacılar sizi falan diye yurt görevlilerine söylendikten sonra, tabi bi yandan da tabelaya iyice yaklaştım ve tamamını okuyabildim. “dikkat erik ağacı ilaçlıdır!” iyi güzel hoş da, etraf bi yığın ağaç dolu ben hangi birinin erik olduğunu nası anlıycam, hepsi mi erik; yoksa erik diyerek etraftaki tüm ağaçların ilaçlı olduğunu mu anlatmaya çalışıyosunuz. Niye sadece erik ağacı ilaçlı, yemesin yurt gençliği diye mi? Yoksa yesinler diye mi ilaçladınız, o zaman biraz geç kalmadınız mı??? Bu tip sorular beynimi baya yormuştu, adeta yedim bitirdim kendimi. Sonunda “of bea başlarım erik ağacınıza, umrumda bile değil, isterseniz kesin de kurtulalım” diyerek hızlı bi şekilde olay yerinden uzaklaştım. Adeta 10 yılımı yedi aptal erik ağacı….
yazan
berkhan
zaman:
21:17
10
yorum yaptilar
13 Haziran 2006
vivi & kuki

Oyuncak hayvanlarım kocaman ayı vivi (aynı yandakine benziodu) ve köpek kuki benim en deerli dostlarımdı küçükken... tabi bi yaşa kadar benle birliktelerdi, soora odamda ayı, köpek falan olmasını istemediğimden (kız arkadaşım faln odama geldeiinde rezil olmamak için :))) bu sevimli dostlarımın kontrolü anneme geçmişti... Bu sefer gittiğimde bi baktım kuki (köpek olan) gardrobumun üstünde ama vivi yok... anneme sordum, vivi nerde diye, bana "çok kötü olmuştu, tüyleri falan, attık onu biz" demez mi.. aboooww nası bi üzüldüm anlatamam, kızdım falan ama elden ne gelir.. gitti biricik sevimli dostum... onu sarışımı, kucaklayışımı falan hatırladım şimdii... :'(((
yazan
berkhan
zaman:
22:36
2
yorum yaptilar
12 Haziran 2006
döngü
Bilkent
- “git lensini al, haftasonu ist’e gidiyosun lazım olur!!!”
- “aaah anne iyi hatırlattın, saol, eywww!!” J
- girdin mi sınavına??
- Yok 2de..
- Bil bakalım nerdeyim?
- Dost kitabevi
- Yaklaştın, burada da kitap satan bi yer var
- Biletleri mi alıyosun??
- Aaah iyi hatırlattın, gelmişken alıyım
- :D
- Hadee sana iyi şanslar, kiss
- Kiss
Sibel de bi görev yüklemişti, eyw dedik aldık biletleri…
1,5 falan d&r de kitap okudum, kitap aldım..
Sora bi de yemek yedim, ver elini aem…
- nereye gidiyosun
- İtalya (üff yolculuklarda da hep böle meraklı adamlar başıma gelir, offfff, başladık gene a.q.)
- ne için giiyosun
- ııh eğitim amaçlı, şey gönüllü falan filan
( amca tatmin olmadı ya neyseee…)
- nerde okuyosun?
- bilkent
- hangi bölüm
- elektrik-elektronik mühendisliği
( sanırım beklediği buydu!!!)
- burslu musun
- evet ( off amca baydın yaaa!!)
- ohhh ne güzel ( ehhh işte amca patlatacakkk, geliyooo) Ben de oğlumun pasaportunu almaya geldim…
- amca ben bi bakıyım pasaport çıkmış olabilir
- ben de geliyim (off bıktırdı..)
düşündüğümüz bi ders var: pic programlamayla ilgili. (di mi yavuzzz) işte o dersin böle öğrenci modunda bi hocası var, aaa bi baktım iki-üç önümde uluç hoca sırada duruyooo… acaba o mu ki diye düşünürken bi baktım elinde Bilkent kimlik kartı. Demek adam da gidiyomuş falan dedim, bu arada o da yanındaki yaşlı amcalara bi espri patlattı:
- (amcalar) 4
- Bana da 3 dediler, saat 4. siz de 5’te alırısınız puhahaha… (neşeli bi amcaymış, sevdimmm) (bi kaç da arkadan çektim, pembeliii)
- olcan mı seneye tutor
- oldum, yaz okulunda cs112 tutoru. dedim
- iyi iyi seneye de ol. dedi
- düşme elime dedimmm
en sonunda gittim, böle böle bana 2,5 dendi, saat 5,5 oldu. Adam git bi sor aldığın yere numaran doru mu dedi. bi gittim, meğer kadın öle bi 2 yazmış ki 974327 olmuş 974317 ve öle bi numara da olmadığından beni boşuna bekletmişler. Doru numarayı getirince, adam o burada yatıyo, saatlerdir, dedi verdi…
lens dünyası
lensimizi de aldıkkk..
bilkent
ve sonunda yurttt, ama öldümmm… offfff bürokrasi offff
yazan
berkhan
zaman:
20:46
6
yorum yaptilar
11 Haziran 2006
lise3
başak106 sibel87 ılgaz121 hatice ahmet129 sema eren aycan97 naide burcu108 burak48 özlemaltundal özlemküçülmez126 berkhan128 öndertolga önder çağrı95 necati98 emre umut saadet özlemöz betül124 ayşegül elçin dilek fatma pelin teke
yazan
berkhan
zaman:
18:09
3
yorum yaptilar
5 Haziran 2006
alanya--->ankara - seyahat anıları (!!!)
Alanya’dan ankara’ya sibel’le döndük.. metro turizm’in 924 sefer sayılı otobüsüyle.. saat 24.00’da alanya’dan yola çıktık.. o finalleri için bense ertesi gün başlıcak olan yaz okulu için... 19-20 nolu koltuklarda oturdukkk…
01.16, 22˚C
Sibel telefonundan sevimli kuzu-koyun arası yaratığının (o benim çocuum dedi) resmini gösterdi ve maceralarını anlattı.. Geceleri uyurken beni çok acıtıyoo (!) dedi ama bazenmiş (çünkü çok büyük hayvannn)… elini buna koyup uyuduğunda acıyomuş eli..
01.23, 20˚C
Sibel: 2 derece birden düşmüş olamaz… (bkz. deminki sıcaklık)
Berkhan: ?
Sibel: 33+33 66m yapar.
Berkhan: o 111 deil miydi?
Sibel: eheheh o meridyen beahh
Berkhan: ama 33 olamaz o çok yuvarlak bi sayı
Sibel: yuhh, yuvarlak dedin 0’dır, olsa olsa 30 olur. 33 hiç de yuvarlak deil..
B: hmmm
S: uyku sersemisin… :D
01.36, 19˚C
Berkhan sibel’in göz kapaklarını eliyle kapatır…
S: of beynim çok yorgun.
B: bi deyim var biliyo musun, beyin .mcıklaması… :D
S: ehehe biz ona beynim mikildi diyoruz (aslında böle demedi:D )
B: …
S: bi de bunun daa edeplisi var: Allah canımı alsa da kurtulsak
B: ….
S: ama bazıları Allah büyük demeyi tercih ediyoo. O zaman da ortaya şöle bişeyy çıkıyoo.. büyük Allah canımı alsa da kurtulsak…
02.06, 18˚C
S: final zamanı keşke uyuyabilsek.. uyusak, uyusak hep uyusak, hiç uyanmasak. Sonra bi uyansak finaller bitmiş olsa…
B: eheueheue
Bitti…
04.15, 21˚C
Arada uyuduk, sora otobüs mola verince uyandık ve molanın sonunda tekrar otobüse bindik…
B: yandaki teyze kaybolmuş…!
S: aa yoksa unuttular mı…?
B: hayır teyze inmiş heralde..
S: ama ben teyzeyi tuvalette gördüm gibi yaa
B: yapma böle şeyler Sibel..
S: ? :'(
B: aaa arka koltuğa geçmiş…
S: bizden rahatsız mı oldu ki…
B: sanırsammm
S: bence o bizi gözetlemek için oraya direk çapraza geçti…
B: yok daha neler
S: bence öleee
Bitti…
Kağıt kaynaklarımız tükendiği için molada kağıt armaya çıkar sibelll…
S: adama bloknot var mı dedim, bloknot derken dedi…J
<<<
S: küçük kağıtlar oluyo ya üstüne not tutuyoruz ne güzel, işte onlardan
Adam: ha, yokk
>>>
B: bloknot müzikle ilgili falan diil miydi yaww
S: nası yani yaaww
B: ha o blokflüttü J
Bittiii
05.11, 19˚C
Otobüsteki muavin insanın su teklifini geri çeviren sibel’e,
B: gelene git, gidene kal demiyceksinn.. (uykusuzluk başa iice vurmuşşş)
S: ben zaten gelene git, gidene de git diyorummm
B: ewet gelen bardağa git dedin
S: biliomusun felsefede cansızların da canı olduuna inananlara bi şey deniyoduu
B: ne yoksa bok mu deniyoo
S: yoo, ben de inanıyorum, mesela kapı koluna hunharca davranmam, yazık!!!
Gülüşmelerrr ve biterrr….
05.18, 17˚C
Sibel bana kek yedirirken, elini yaladım… (yanlışlıklaaa)
B: ıyyy elini yaladım.
S: ooo bu eli kimler kimler yaladı alıştım artık (AÜ dişhekimliği fak. 2. sınıf) en fazla tepkiyi elime kusarsan veririm…
B: hönk ???
S: ona da dört’te alışcam zaten. Hastanın küçük diline dokunuyosun, hasta irrite oluyoo (???), böle kusuyo eline. Önceleri ıyk mıykk diyon, sonra ona da alışıyon..
B: bunu yazmak istiyoom.
S: biz senle dünyayı gezmeliyizzz.
Finitoooo….
Bundan sora aşti’ye kadar mışıl mışıl uyumuşuzzz….
ps. işte o kuzucukkk..
yazan
berkhan
zaman:
23:47
13
yorum yaptilar
odamda 2
Çekmecemdeki hatıralar…..
Alibris’ten aldığım (webden yaptığım ilk uluslar arası alışveriş) ilk kitabın kargo kutusu, ilk kredi kartım (genç telecard), candostum burak’ın odtü’de çıkardığı derginin ilk sayısı, ilk mouse’um, ösym ile ilgili tüm belgeler, 2004 öss başvurma belgesi, ilgili banka dekontu, 2004 öss aday fişi, 2004 öss aday bilgi kontrol belgesi, öss ardından milli eğitim bakanının gönderdiği teşekkür vs yazısı, yüzlerce ;))) dersane deneme sınavı sonuç belgesi, 12 adet karne, 1 büyük 1 küçük ösym zarfı, 2004 ösys tercih formu alındı belgesi, yine bir banka dekontu, 2004 öss sonuç çıktısı (7/21/2004 tarihli SRV03: 469634), [not: bana sınav sonucunu ilk bildiren burak’tı], lise diplomamın fotokopisi, hemen hemen tüm önemli üniversitelerin gönderdiği tebrik yazıları, orta okul ve lisede kullandığım Superonline e-pack paketleri, ilkokul ve orta okulda kullandığım gözlük çerçeveleri, onlarca kartpostal, lise 1’de halk oyunları ekibinde giydiğim beyaz eldivenler, para koleksiyonum, birkaç maytap, orta okuldaki mektup arkadaşımın gönderdiği mektuplar ve zarfları, flütüm, birkaç oyun cd’si, hedef4 oyunu, lise 2’de okul münazarasında jüriyi etkilemek için J Burak’ın çalıp benim söylediğim “tekno şarkı”nın sözleri, 2 eylül pazartesi 2002 tarihli gazete küpürü, çeşitli başka gazete küpürleri, birkaç pil, bant, düğme, ataç, birkaç boş not defteri, annemin çocukluk vesikalık fotoğrafı, sinekkov, kendi doldurmuş olduğum üstüne yaprak yapıştırılmış kaset ve kutusu, pembe bi postit, bir boş kartela (pulların dizildiği özel bi şey), lisede çekilmiş bir sürü fotoğraf, mumlar, ge100 üniversite hayatına giriş kitapçığı, ge100 eposta ve kütüphane etkinliği ile ilgili üstünde kullanıcı adı ve şifrelerin yazılı olduğu o kağıt, bu etkinlikte bana postalanan ve çıktısını alıp kütüphaneye gidip kitap aldığım o kağıt………
yazan
berkhan
zaman:
22:35
6
yorum yaptilar
odamda 1
Eve gidince ve odama kavuşucunca, bir zamanlar kitap okumaya vakit ayırdığımı ve harçlığımın ne kadar büyük bir kısmını kitaplara ayırdığımı anımsadım. Hey gidi hey…
Raşid’in dürbünü, noel’de cinayet, briç masasında cinayet, beklenmeyen misafir, kırmızı pazartesi, benim hüzünlü orospularım, iki yeşil susamuru, kule canbazı, ne yapmalı, bir çift yürek, kar, ezilenler, bilim tarihi yazıları, pi coşkusu, modern bilimin oluşumu, kavgam, yolda üç kişi, beyaz kale, git kendini çok sevdirmeden, onlar hep oradaydı, Kızılderili katliamı, Nostradamus, melekler ve şeytanlar, dijital kale, bilim iş başında, sarı zeybek ve canım kadar sevdiğim pul defterlerim… gözüme ilk çarpanlar kütüphanemde….
yazan
berkhan
zaman:
22:30
1 yorum yaptilar




