5 Ağustos 2007

Lokman Ayva

Dün trt3'deki milletvekili yemin töreninin bir bölümünü izliyorduk kuzenle. Konuşamayanlara, yanlış okuyanlara, sadakat (direk bir nefeste) diyenlere gülüyorduk :))) İşte o sırada bir amca daha yemin etti. Ama bu amca direk önündeki kağıdı elleriyle takip ediyordu. Ben de şuna bak elleriyle takip ediyor, düzgün okumada eliini kullanmazsın falan diye geçirdim. Dış sesimle de belirttim...

Bugün az önce, ntvmsnbc'de okurken Lokman Ayva'nın görme engelli olduğunu, özel yazılmış bir kağıttan yeminini okuduğunu okudum. Acaba bu amca benim güldüğüm amca olabilir miydi???

Youtube'a bakiyim dedim, belki koymuşlardır. Ve koymuşlardı. Ben dün bu görme özürlü amcaya gülmüştüm. Evet önyargılıydım. Özür diliyorum...

13 Mayıs 2007

eurovision07 şenliği





Veee bir eurovision daha geçti... Süpper bi geceydi cidden, balonlarımızı şişirdik, pleydolarla yapıştırdık tavana... Kendi aramızda televoting bile yaptık (rusya birinci geldi:)) Ve bi arkadaş geçen sene bize 8 ve üstü puan veren ülkelerin listesini getirmişti ve bu ülkeler oylarını verirken videoya çektik.. artık youtube'a koyulunca koyarım ben de buaya:))) Ve her 12 puan alışımızda (thnx to avrupadaki türkler) layy layy layy layy oooo türkiye çektik... Cidden süpperdi... 4. olmamızda fena değil. Çünkü ne yazık ki eski doğu bloğu ülkesi değiliz:))) Ama Sırbistan'ın şarkısına da haksızlık etmeyelim, fena değildi şimdi...
Ve son söz.....

11 Mayıs 2007

Yurtta pişir, çimlerde ye :)))





Ne zamandır planlıyorduk Burtay ve İlknur'la bi yemek yapalım bizim yurtta, çimlerde de bi güzel yiyelim ohh diye. Finaller başlamadan hazır, bu planımızı gerçekleştirelim dedik. Burtay ben güzel tavuk yaparım dedi, biz de gittik real e aldık tavuğumuzu, kıtır pane harcımızı (yumurtayı unutmuşusuz, onu da yurttaki elemanlardan edindik) geldik yurda.
Başladık yapmaya, daha doğrusu başladı Burtay yapmaya... Biz de İlknur'la kah tavukların tavada tersini çevirdik, kah makarnaya tuz attık, kah ne biliim Burtay'a destek olduk falan....
1 saatlik uğraşıdan sonra elimizde 2 kilo tavuk, bir tencere makarna, düştük çimlerin yoluna.. Orda bizi bekleyen aç insanlar :)))) Yavuz ve Adnan'la da oturduk bi güzel yedik hepsini. Cidden tavuklar harikaydı. Burdan Burtay'a bir kez daha ellerine sağlık diyoruz ve gözlerinden öpüyoruz :)))
Geriye bunlar kaldı :))))

Saçlara veda (yurtta)

Canım sıkıldı:) Bi de elim sürekli saçıma gidiyodu, rahatsız edici bi şey. Dedim gidip biraz düzelteyim. Önleri, yanları kestim makasla :)) Arkalar kaldı tabi. Ancak o rezil saçlara yurt insanları razı olamadı :))) devamını getirdik, hep birlikte saçımı 3 e vurduk :))) Rahatım şimdi...

15 Nisan 2007

Ankara havası

Sabah çok yoğun bir kar vardı.. Az önce pencereme vura vura yağmur yağdı; şimdi ise güneş açtı... İzmir'in havası için söylenen bir söz vardır:) Biz bunu Alanya için de söylerdik; artık Ankara da hak ediyor:)))

14 Nisan 2007

Dedem ve bilgisayarı

Dedem:) 81 yaşında olduğuna kimse inanmıyor. Maaşallah!!! Alanya'da hafta içi her gün, günlük bir gazetede köşe yazısı yazıyor. Güncel olaylar ve politika konusunda. Dedemin yazılarına online olarak buradan ulaşabilirsiniz. İşte, dedem şimdiye kadar daktilosuyla yazıyordu yazılarını. Hatta, küçükken ben de dedeme çok özeniyordum ve hatta bir ara ben de kitap yazmaya başlamıştım dedemin daktilosuyla:))))) Ama işin komik yanı kahramanlarımın adları. Ashley, Paul, Jack falandı. (bkz. yalan rüzgarı:)))
Her neyse... İşte dedem bu sene bilgisayar aldı. Artık yazılarını bilgisayarda yazıyor. Ama bilgisayar öyle he deyince öğrenilmiyor takdir edersiniz ki. İşte bu aralar sürekli babam dedemin bilgisyarının erörleriyle uğraşıyor. "Oğlum yazımı bulamıyorum", "Oğlum kaydettim ama yok", "Oğlum açılmıyor" vs.. vs..
Ben de ara tatilde Alanya'dayken, dedemi son yazılarından birini yazarken fotografladım. Ve son bomba geliyor. Dedem artık internete de bağlanmak istiyor evden. Dedeme online haber siteleri konusunda verdiğim kısa brifingden sonra, eve internet bağlatmaya karar verdi. Bakalım hadi hayırlısı:)))

11 Mart 2007

öner'le cannes sohbeti

Cevremde zeki ve cok okuyan, izleyen falan insanların olması beni çok mutlu ediyor. Öner de böyle bir arkadaş...

Önerin msn iletisinde "ingiltere kralı, rahmetli başkan kennedi, taçsız kral pele, bakhenbauer, biricit bardo hepsi şöhretini bu cilete borçlu..." yazıyodu, hala da öle yazıyor, işte bunun üzerine benim başlattığım ve karşılıklı ataklarla ilerleyen bir sohbet:)

(01:22) brkhaaan:hangi filmdi ya bu
(01:22) Mehmet Öner:neşeli günler..

:)
(01:22) brkhaaan:önceki neydi
(01:22) brkhaaan:yarın ne kadar sürer...
(01:23) Mehmet Öner:Sonsuzluk ve bir gün
(01:23) brkhaaan:bilmiom :D
(01:23) Mehmet Öner:bilmezsin, bek bilndik bir film değil
(01:23) Mehmet Öner:98 cannes'da ödül almıştı
(01:23) Mehmet Öner:yunan filmi
(01:23) brkhaaan:obaaa
(01:24) brkhaaan:izleyim bi ara
(01:24) Mehmet Öner:bulursan ben de izleyeyim bir ara
(01:24) brkhaaan:yok mu sende :(
(01:24) brkhaaan:ben senden yüklerim die şeettimdi
(01:24) Mehmet Öner:yok ya, cnbce de izlmeiştim tatild
(01:24) brkhaaan:demek yunanlar cannes de 2 kere ödül almış vayy
(01:25) Mehmet Öner:diğeri?
(01:25) brkhaaan:biz yolla mı almıştık
(01:26) Mehmet Öner:uzak vardı
(01:26) Mehmet Öner:yol la da aldık
(01:26) Mehmet Öner:81'de
(01:26) brkhaaan:işte
(01:26) brkhaaan:o sene
(01:26) brkhaaan:biz ödülü bi yunan filmiyle paaylaşmışız
(01:26) Mehmet Öner:anladım..
(01:26) brkhaaan:yani yol tek başına almamış
(01:27) Mehmet Öner:vay be ilk kez ödülün paylaşıldığını duyuyorum..
(01:27) brkhaaan:uzakta da en iyi erkek paaylaşılmıştı sanırım
(01:27) brkhaaan:2 türk
(01:27) brkhaaan:biri ölmüş
(01:28) Mehmet Öner:tam anımsamıyorum ama olabilir
(01:28) Mehmet Öner:ikisi de ölmüş diye biliyordum..:S
(01:28) brkhaaan:yok yaa öle miydi
(01:28) Mehmet Öner:valla emin değilim
(01:29) Mehmet Öner:iki kişi almış...
(01:30) brkhaaan:eet
(01:30) brkhaaan:bi de uzak grand prix almış
(01:30) brkhaaan:en iyi film deil miydi
(01:31) Mehmet Öner:doğru şimdi hatırladım büyük jüri ödülünü almıştı
(01:31) Mehmet Öner:ama altın palmiye adayıydı da
(01:31) brkhaaan:yol ve costa gavras ın missing i esas ödülü almış
(01:31) Mehmet Öner:evet
(01:32) brkhaaan:yol 2 ödül almış bi de FIBRESCI almış
(01:32) Mehmet Öner:o ne ki?
(01:33) brkhaaan:eelştirmen ödülü
(01:33) Mehmet Öner:altın küre de de adaymış ya
(01:33) brkhaaan:cannes de verilio
(01:33) Mehmet Öner:anladım..

19 Ocak 2007

diş ağrısı

Offf diş ağrısı inanılır, dayanılır gibi bi ağrı değil offf… Dört aydır zamansızlıktan dolayı tedavisini geciktirdiğim ve geçiştirdiğim sağ arkadaki dişimi sonunda şu an tedavi ettiriyorum. İlk zamanlarda deli gibi ağrı oluyordu, sonralarda diş ağrımayı unutmuştu, ben de kurtulmuştum. Tabi bu arada müstakbel diş doktoru Sibel’e de ara ara soruyodum: “N’olcak benim bu dişin hali, bak ağrımıyo da artık” diye, O da ölmüş o diş ölmüş, sen ondan kes artık ümidi diyodu. Ama şu an gördüm ki ölmemiş meğer, kurcalanmayı bekliyormuş ağrımak için.

İşte şu an o dişim artık canlandı. Öldü denilen diş dirildi ve hatta yarın içi bile doldurulacak. Hadi hayırlısı…

9 Aralık 2006

bugün güneş erken doğsun

Tütün kokmuş parmaklarım
Bak kurumuş dudaklarım
Hayat uzun, bu gidişle
Yolumu zor bulurum

Geceleri hayal meyal
Anlaşılan her şey yalan
Dalıp gittim sensizliğe
Dönüşü zor bulurum

Seni benim kadar seven
Benim kadar uzak olsun
Bin bir dertle geçti günler
Yeter artık sabah olsun
Bugün güneş erken doğsun

Bu şarkıyı ilk ne zaman dinlemiştim? Orta 3'teydim. Harıl harıl fen liselerine hazırlanıyorum. Çok da iyi gidiyodu. Herkes seneye gideceğime kesin gözüyle bakıyodu. Öyle ki hocalar, arkadaşlar falan vedalaşıyolardı benle:) Her neyse, son haftada falandık, dersane piknik yapmıştı. Yaylaya çıkmıştık. İşte bu şarkıyı ilk orda dinledim. Of ne süper şarkıydı. Hemen şehre inince mp3'ünü indirdim. Ertesi gün de kasetini almıştım.

Günlerden cumartesiydi. Ertesi gün fen lisesi sınavı vardı. Sınav Antalya'da olacağı için biz cumartesi'den yola koyulduk. Anadolu lisesi sınavından farklı olarak, bu sefer sadece babam gelmiyordu: annem, babaannem ve dedem de geliyordu...

Yol boyunca bu şarkıyı dinlemiştim. Başa alıp alıp dinliyordum..

Sınavım çok kötü geçmişti. Aksilik o ya, kontörlü internetim bitmişti ve sonuçlara bakmaya babamla internet kafeye gitmiştik. Kontrol ettikçe, yanlışlar çıktıkça matematikten sonra "baba artık ankara olmuyor", biraz sonra fenden sonra "baba antalya bile olmuyor!"

Bilindiği üzere fen lisesi sınavı okullar kapanmadan bir hafta önce yapılıyor. O yüzden sınavdan sonra bir hafta daha okul vardı. Okula gitmiştim. Moral sıfır. İnsanların yüzüne bakmamaya çalışıyorum ama olmuyor. Biraz sonra (şu an ikisi de Çapa Tıp'ta okuyan) onların da gideceğinden emin olduğumuz Burcu ve Özlem gelmişti. Onların da sınavı kötüydü. Kötü haber misali, tüm hocalar öğrenmişti. Ya sizin kötüyse, herkesin kötüdür falan diye bizi teselli etmeye çalışıyorlardı. O sırada Murat geldi. Onun sınavı gayet iyiydi. Ve Murat Antalya feni kazandı. (o da şu an çapa tıp'ta)

Artık yarı depresyonda gibi bi şeydim. O yaz ne tatile gittim, ne de dışarı çıktım. Denize bile bi kaç kere girdim. Ve hep bu şarkıyı dinledim. Evet bu şarkı giden bi sevgiliyi değil, benim için yıkılan hayalleri anlatır...

Fen lisesine giden bazı arkadaşların "boş ver ya, sen de anadolu lisesi'ne devam edersin" lafı bana çok koymuştu. Çok hırslanmıştım. Kendimi ispat etmeliydim. 3 sene sonra ettim de; ama o dönem yaşadıklarımı hala bana bu şarkı hatırlatır ve aynı duyguları yaşarım...

2 Aralık 2006

neler oluyorr

Geçen sene sonbahar döneminde GEP¹ ile başlayan gönüllülük hikayem, bu dönemle birlikte iki dönemdir YYP² ile devam ediyor. Bu sene GEP'ten birlikte YYP'ye transfer olduğumuz Yavuz gelmiyor. Peren, Bilgehan ve Irmak'sa bu sene gelmeye başladılar. Geçen seneki yurdumuzdan yönetimle ilgili sorunlarımız ve yurdun küçük olması sebepleriyle ayrıldık. Çok büyük umutlarla bu sene Sincan Çocuk Yurdu'na başlamıştık; ancak hiçbir şey istediğimiz gibi gitmiyor. Olayın büyüsü mü bozuldu nedir bilmiyorum; ama herkes farkında bir şeyler ters gidiyor. Çocuklara faydalı olamıyoruz, kaç haftadır ders çalıştıramıyorum ben çocuklara.. Satranç oynuyoruz paso çocuklarla. Sanki çocuklar için değil de arkadaşlarımı görmek için gidiyormuşum gibime geliyor. Bu da beni huzursuz ediyor. En son toplantı sonrasında atılan maillerden de yavaş yavaş karşılıklı saygımızı yitirmeye başlıyormuşuz gibime geliyor ve tamamen saf ve insancıl duygularla başlayan bu projenin acaba sonuna mı geliyoruz diye kendime sormadan edemiyorum...

¹ Gönüllü Eğitim Projesi
² Yetiştirme Yurtları Projesi

6 Kasım 2006

i love ajda

70’lerin şarkılarını, filmlerini; o dönemin görece naif yaşam tarzını çok seviyorum… Bazen babamla konuşurken keşke 70lerde bugünün teknolojisiyle yaşasaydım derim. Cidden süper olurdu yaw.. Ama tabi bu kendimce kurguladığım ütopya gerçekleşmesi imkansız bir hayal olsa da ben yine de o zamanın şarkılarını dinleyerek gibiymişçesine –bu da nası garip bi kelime oldu, hayret word hata vermedi! :)) - yaşamaya çalışıyorum. Thnx to youtube :)) ki 70’lerin şarkılarını, reklamlarını falan izleyebiliyoruz…

İşte benim Ajda fanatikliğim küçüklüğümden beridir olan bu 70ler hayranlığının bir ürünü… Her şarkısını ayrı seviyorum. Eurovizyonda bizi temsil etmesiyle de gurur duyuyorum. Petrol şarkısı bence Eurovizyon’un en güzel şarkılarından biri ve bildiğim kadarıyla Eurovizyon’da etnik kimliği bu kadar yüksek olan ilk şarkılardan. Çünkü bildiğiniz gibi geçmişteki Eurovizyonlarda her ülke hemen hemen aynı tip, belirli kalıpları olan şarkılarla katılıyordu ve birinci bugünden daha fazla politik sebeplerle seçiliyordu. İşte böyle bir ortamda Petrol gibi bi eserin başarılı olmasını beklemek cidden hayal olurdu. Keşke zamanında Ajda da kendisini o kadar yıpratmasaydı. (Eurovizyon hezimetiden sonra yıllarca yurtdışında yaşamış ve Türkiye’ye dönmemiş!) Ama sonuçta bugün bu şarkı hem ülkesinde, hem de Avrupa’da gayet sevilen bi şarkı. Internette yabancıların yaptıkları yorumlarda da bunu görmek mümkün.. Gününün ötesinde bi şarkı – fazla mı abartıyorum ki, yok beea :))) – bugün katılsa zirveye oynayacak bi şarkı!!! Sonuç olarak Ajda Pekkan ben seni çok seviyorum, iyi ki varsın!

24 Ekim 2006

Biz Arap Değiliz!

Yine İtalya’da başımdan geçen bir olayı anlatıcam. Şimdi biz proje sırasında bir manastırda kaldık; sabah, öğle ve akşam yemeklerini de yine bu manastırda yiyorduk… Yemeklerimiz manastırdaki mutfakta pişiyordu ve papaz Don Salvino efendi :)–ki kendisi benden nefret ediyordu :)- bize garsonluk yapıyordu :))) Zaten bu konu da bizim Türk gurubu arasında baya bi dalga konusu olmuştu. Özellikle Gülni bunu çok komik buluyordu: düşünsenize cami’de kalıyorsunuz, caminin mutfağı var :D Hatta hoca efendi de yemekleri önünüze getiriyor, hatta her yemekten sonra beğendiniz mi çocuklar falan diyor… Cidden bize çok uzak şeyler bunlar. Ama orda normaldi… Nedendir bilinmez bizim projedeki Araplar ve Slovenler vatandaşlarından :) pek ayrılmıordu yemek sırasında, dolayısıyla yemek odasındaki 3 masanın birinde Slovenler, birinde Araplar ve diğer masada ve öteki her masada da kimi Türkler ve İtalyanlar oturuyorduk. Zaten bu yüzden de en çok İtalyanlarla kaynaştık :))) –özellikle ben- İşte yine bi öğle yemeğindeyiz, ama bazılarımızın tiyatro çalışmalarını yaptığımız kilisede çalışmaya devam etmesinden dolayı –zaten bu da bi ilginçti, manastırda kaldık, kilisede tiyatro oynadık…- masada ilk kez hem Türk, hem İtalyan, hem Sloven hem de Arap vardı… Konuşuyoz işte havadan sudan. Sloven arkadaş Tabita anlatıyo işte dedi, Hırvatlar bizim dilimizi anlamıyor ama biz onları anlarız dedi, ben de şaşırdım nası ya falan işte anlattı falan… Neden sonra döndü bu bana bi yandan da yanımdaki Nisal’a bakıyo o da Arap oluyor… Dedi siz birbirinizi konuşurken anlıyor musunuz? Nası ya dedim, bi şaşırdım… Tabi onun da bi suçu yok: Türklerle Arapları bir tutan bi kültürde yetişmiş ne de olsa… Biraz anlattım işte dedim, evet bazı kelimelerimiz ortak, ama dillerimiz ve kültürlerimiz farklı bizim dedim… Dedim sizin Ruslarla, Sırplarla ya da ne bileyim Bulgarlarla aynı Slav ırkından olduğunuz gibi değiliz biz Araplarla ve İranlılarla dedim, sadece din kardeşiyiz :)))) Hııı, tabi falan dedi, ama ne kadar anladı, bilmiyorum… Ama sanırım biz Türkler olarak üzerimize yapışan bu Araplığı uzun yıllar batı halklarının kafasından atamayız gibime geliyor…

22 Ekim 2006

Domuzzz

İtalya'ya gitmeden önce annemin yaptığı "aman olum dikkat et" listesinin en başlarındaydı domuz yememeye dikkat etmek... Bu listede neler yoktu ki... parana dikkat et, fotoğraf makineni kimseye verme, donuna, çorabına dikkat et :)) elbiselerine dikkat et, parana yine dikkat et, aman olum domuz yeme!!!
Ama ben ilk domuz etini henüz italya topraklarına basmadan, macaristan topraklarının üstünde uçarken yedim :D
istanbul-budapeşte-roma aktarmasıyla italya'ya gitmiştim. Aptal macarlar biz istanbul'dan budapeşte'ye giderken verdikleri yemeğin üzerine "no pig" falan yazmışlardı ve takdir etmiştim, nereden bilirdim ki bunlar bizim budapeşte'den de roma'ya devam edeceğimizi unutsunlar.... Budapeşte'den roma'ya giderken uçakta bu macarlar böle beyaz bi sosis getirdiler. Ben de bilmeden biras yedim, ama bi koku, bi koku inanılır gibi değil... Sonradan amaaan dedim, bu sakın domuz olmasın, yanımdaki adama döndüm, "sorry, what kind of meat is this??". Amca bi şaşırdı ve sakin bi şekilde "a kind of pork" dedi nasıl bilmezsin diye yüzüme bakarak... Tabi geri kalanı yemedim...
Bu daha ilkti, henüz başındaydık:)))
İtalya'da biz türk gurubu olarak her yemekten önce italyanlara soruyoduk, bu yemekte ne eti var diye sürekli... Ama onlar inatla domuzlu yemekler yapmaya devam ediolardı, sooradan örendik ki domuz en ucuz etmiş de ondan bu kadar çok yiyormuş domuzu bu yabancılar.. Artık sonralara dooru italyanlar "bak bu kola, domuz eti yok bunda, içebilirsiniz" diye dalga geçmeye de başlamışlardı :)))
Ama aslında haksız da sayılmazlardı, adamlara bildiin anlatamıyordum.. Çünkü su içi içki içen bizler, nedense domuz eti yemiyorduk... Adamlar haklı olarak soruyolardı bu ne perhz, bu ne turşu :)) diye... Ben de orda farkettim, cidden bu işte bi gariplik vardı. Bunu benim gibi farkeden bazı arkadaşlar ve neredeyse tüm araplar bizim projedeki domuz yemeye başlamışlardı :)))
Ben yine de son ana kadar direndim diyebilirim, ama roma'daki son dört günün birinde bilerek ve isteyerek domuz yediğimi itiraf etmeliyim :))) Şöyle ki panzerotto diye çok güzel bi italyan pişisi :)) vardı, bari'deyken yemeye alıştığımız, ucuz ve doyurucu:))) Dometes ve mozerallalı... Biz bunu roma'da da aynı malzemelerle yapıolar sanmıştık safça... Ancak roma'da bu güzide yemeğe domuz da koyuyolarmış ne bilecez... Aldık birer tane bizim umutla... Bi ısırdık, anaaa pembe pembe domuzlar sırıtıyo bize... E o kadar para vermişiz, yiyelim bari dedik ve yedik afiyetlen :))))
İşte italya seferimin domuz açısından gidişatı böyleydi...

7 Eylül 2006

kaandır(ama)dım... :)

:D eski şarkılardan kopabileniniz var mı?? ben vazgeçemiyorum. müzik listem full eski şarkılarla dolu.. az önce kenan doğulu'nun ilk kasetlerinin birinin hitlerinden kandırdım denk geldi... bu şarkıyı ilk çıktığı zaman da çok sevmiştim.. baş kısmındaki müziksiz giriş beni yıllar sonra dinlediğimde yine etkiledi.. o dönem ilkokuldaydım ben. bilirsiniz 23 nisan baloları falan vardı o dönem. en azından bizim oralarda vardı. günler öncesinden hangi kızla baloya gidecen ayarlamaya çalışırdın. offf ne günlerdi :)) ben bi kıza bi kaç kere teklif etmiştim, hep reddetmişti kibarca, ve sonunda yakın arkadaşlarımdan biriyle gelmişti baloya... o dönem hep bu şarkıyı dinlerdim.. ah bi kandıramadım falan diye.. ilk dinlediğimde hemen o yılları hatırladım, duygulandım falan :))) şu an üçüncü kez dinliyorum, belki dördüncüyü de dinlerim.... kim bilir.. (bu arada bu kim bilir lafı da ingilizcedeki who knows'un birebir çevirisi, bizim film çevirmenleri ne de güzel uydurmuş:)))

24 Temmuz 2006

eurovision 2003 sertab


gurur gecesi ve sertab...

slovenia voting 2003


son oy.. slovenya... belçika birkaç puan önde, heyecan dorukta... spiker oyunu belçika'dan yana kullanıyor ama son ana kadar geride olan türkiye hakkıyla kazanıyor ve tarihindeki ilk birinciliği alıyor...

23 Temmuz 2006

ne arasan var

cuma akşamı peren'le son mikrop labımız için kastık... akşam 8 gibi başladığımız labımız sabah 4 gibi bitti... daha sonra acıkan bizler :)))) yürüyerek -o saatte ne cesaret- merkez-mss-doğu arasındaki o ıssız yoldan geçerek doğudaki köfteci esata gittik.. lakin; köfteci esat yoktu ve biz hala açtık, sabah da mozart açılmıycaktı -ne saçma!-. n'apalım, n'apalım derken yürüyerek shell'e kadar gittik, ordan bissürü bisküvi, topkek falan aldık ve taksiyle bcc'ye döndük.. biz geldiğimizde saat çoktan yediyi geçmişti.. ve yarım saatlik uykularla laba girdik... bir laba kasma seansı da bööle bitmişti, ama unutulmaz bi gece olmuştu:))))

alohaairlines disaster


tarih boyunaca ne kadar çok facia olmuş yaaww... yukardaki fotoğraf onlardan birine ait.. 1988'de, hawai ile honolulu arasında sefer yapan aloha havayollarına ait uçağın gövdesinin kokpitten kanada kadar olan bölümünde üst kısmı yırtılıp parçalanmış, bir uçuş görevlisi uçaktan dışarı uçmuş ve 65 yolcu yaralanmış. az daha neredeyse tamamen parçalanacak olan uçak mucizevi bir şekilde yere inmeyi başarmış. fotoğraf sanırım trajediyi anlatmaya yetiyoo...

19 Temmuz 2006

israil ortadoğu'yu kan gölüne çevirirken...

çocukların ellerine, ayaklarına ve ceplerine dikkat...

13 Temmuz 2006

şanslı çocuklar

Bir önceki yazıyı yazdıktan sonra anladım. Bizim ne kadar şanslı çocuklar olduğumuzu - en azından çizgi filmler açısından.. Haftasonları erkenden kalkardım, 6,5 - 7 gibi. Annemler daha yatıyo olurdu. Hemen salona geçer, televizyonu açardım, ama ses çok kısık olarak.. Annem defalarca uyardıktan sonra bunu bana öğretmişti: "Berkhan, erken kalkıyosun, televizyonun sesini çok açma; izin ver uyuyum.." Bu yüzden kapıları falan sessizce açar, parmak ucuyla yürür; sessizce çizgi filmlerimi izlerdim. Annem 9 gibi kalkardı. "Aferin, hiç ses çıkarmadın" der, beni öper; sonra da "Bugün kahvaltıda ne istiyosun" diye sorardı. Bizde haftasonları kahvaltıları saatlerce sürerdi, o yüzden çok önem verirdik. Bazen de babam o an canı ne istiyosa, bi gün önceden anneme söylerdi.. Zaten babamla zevklerimiz eşdeğer olduğu için benim için farketmezdi.. Kahvaltı masasına oturduğumuzda ya benim çizgi filmlerime devam ederdik, bu sefer ailecek; ya da güzel, benim de seveceğim bi türk filmi izlerdik... Şimdi ise haftaiçi tvlerde 8den itibaren kadın programları başlıyoo, haftasonu ise müzik programları.. Merak ediyorum şimdiki çocuklar ne ara çizgi film izleyebiliyoo, hayal güçleri nasıl gelişecek... Hadi, mali durumu iyi olanların çizgi film kanallarını izleme olanakları var, ya da cd leri falan; ama bu imkanı olmayanlar için çok yazık...

11 Temmuz 2006

ne güzeldiler yaaww

ve de süper baba -ki kendisi hayatım boyunca izlediğim en süper dizidir. ahhhh.... diziyi izledikten sonra okulda arkadaşlarla (dörtte, beşte falan) konuşur, tartışırdıkk hep diziyi, özellikle burcu'ylaa... özledim onu da yaaww, ilkokul diyince.... (çapa tıp'a selamlar burdaaan...)